Devrim Yakut: Bir tayyare düşmüş ve içinden yalnız ben sağ çıkmışım

Devrim Yakut, ikinci kitabı ‘Söz Uçar Hasar Kalır’ı yazarken yaşamın kendisine kısa bir süre sonrasında hazırlayacağı tatsız sürprizden bihaberdi. Yazdıklarını yayınevine teslim ederken arka kapaktaki tanıtım cümlesini şöyleki oluşturmuştu; “adı konmamış duyguların, kabuk tutmamış yaraların, unutulmamış aşkların, her şeye karşın içinde iyileşme ümidini her daim tutan ruhların kitabı.”

Küsurat Yayınları’ndan çıkan, 10 öykünün yer almış olduğu ‘Söz Uçar Hasar Kalır’, Devrim Yakut için yazdığı ikinci kitap olmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Birincisi; ikinci kitabının yayımlanması, yazarlığının kabulünün simgesi. İkincisi ise yazdığı öykülerin merkezinde yer edinen “her şeye karşın içinde iyileşme ümidini her daim tutma”yı ilkin kendisinin kontrol etmek zorunda kalması.

Devrim Yakut, 6 ay içinde ilkin eşi Alper Kut, kısa bir süre sonrasında ise kendisinin beyninde pıhtı atması sonucu zor günler geçirdi. ‘Söz Uçar Hasar Kalır’ın baskıya hazırlanma ve raflardaki yerini alma süreci Yakut için tam da olması ihtiyaç duyulan zamanda gerçekleşti. Üretimde bulunmanın verdiği mutluluk ve coşku, iyileşme sürecinde moral desteği vererek Devrim Yakut’un her şeye karşın iyileşme ümidini korumasında mühim rol oynadı. Devrim Yakut, böylelikle okuyucularına verdiği salığı ilkin kendi ruhunda kontrol etti. Meşhur oyuncu, yaşamsal riskle dolu günlerin peşinden Habertürk‘ün sorularını cevapladı.

Yeni kitabınız ‘Söz Uçar Hasar Kalır’ hayırlı olsun. Kitapta neler anlatmak istediniz?
Kitabın adının hikâyesini sanıyorum ilk kez size söyleyeceğim. Ben bu öykü kitabını bitirmek üzereyken hâlâ bir adı yoktu. İsim önemlidir ya, ilk kitabımın adı de aniden aklıma gelmişti. Aykut Eli açık, bizim oldukca yakın ve oldukca sevdiğimiz bir arkadaşımızdı. Aykut iki gün üst üste rüyama girdi. Sabah uyandığımda Aykut’u gördüğümü biliyordum fakat iyi mi gördüğümü hatırlayamıyordum. Açık ki Aykut’u oldukca özlemiştim. Instagram hesabı da hâlâ açık duruyor. Birden çekmiş olduğu videolardan birinin adının ‘Söz Uçar Hasar Kalır’ bulunduğunu fark ettim. Kendi kendime şöyleki dedim; “İşte kitabın adı bu.” Aykut, bana kitabımın adını söylemiş oldu. Aykut’un ailesini tanıyan ortak arkadaşlarımızdan İrem Şentürk’ü aradım, “Bu isim benim öykülerime oldukca yakışan bir isim oldu, Aykut da rüyama girdi, sanıyorum bana bir işaret gönderdi, ben aileye iyi mi ulaşırım ya da sen konuşup icazet alabilir misin?” diye sormuş oldum. Aile de sağ olsunlar sevgiyle kabul ettiler ve Aykut’un bir videosunun adı kitabımın adı oldu, kitabı da dolayısıyla Aykut’a ithaf etmiş oldum.

‘Söz Uçar Hasar Kalır’ ne demek? Buradaki hasar nedir?
Benim bildiğim iki türlü konuşmak vardır. Birisi, oldukca imbikten geçirilmiş ve özenli. Aslen hayatımızda iyi mi ilerliyorsak konuşurken de zannediyorum o şekilde ilerliyoruz. Fakat şimdi dünya o şekilde hoyrat bir yer haline geldi ki ikili ilişkilerimizde, dostluklarımızda, arkadaşlıklarımızda, iş arkadaşlıklarımızda birbirimizi eleştirirken, bilhassa toplumsal medyada sözlerimiz oldukca hasarlı bir hale dönüştü. Ben bundan oldukca rahatsızım. Buna oldukca hüzünleniyorum ve bunun bizi oldukca yaraladığını, üstelik uzun vadeli zarar ve hasarlar bıraktığını düşünüyorum. O yüzden birazcık mesleğimin de getirisi olarak sözümüzü söylerken, birinden bir şey rica ederken hatta biriyle kavga ederken bile özenli olmak icap ettiğini düşünüyorum. Şu sebeple siz de bilirsiniz bizim kuşağımız birazcık o şekilde bir kuşaktır. Biz mahallenin kabadayısının da özenle konuşmuş olduğu, memleketi yönetenlerin, iktidarla muhalefetin de birbiriyle oldukca özenli kavga etmiş olduğu dönemleri gördük. Dolayısıyla ‘hasarsız konuşmak’ beni oldukca ilgilendiren bir cümle oldu.

‘Aklımın Aynalı Çarşısı’ndan sonrasında ikinci kitabınız. Kitap yazmak size neler hissettiriyor? Yazarken ve yayımlandıktan sonrasında iyi mi hissediyorsunuz?
Yazarken oldukca özgür hissediyorum. Yazmak bana kendimi oldukca iyi hissettiren bir alan. Sanki bir sondaj makinesi var da ruhumda sonsuz kere derinliğe iniyormuş benzer biçimde… Ne kadar derine inerse o denli oldukca şey çıkacakmış benzer biçimde bir his.

Kendinizde yeni keşiflerde de bulunuyorsunuzdur.
Evet, bu tamamen benimle ilgili bir seyahat. Yazmak böyle bir durum. Kendinizle ilgili bir yolculuğa çıktığınızda başkalarını tanıma ihtiyacı, başkalarıyla paylaşma ihtiyacı duyuyorsunuz. O sondajdan çıkan ürünleri kim bilir en ham haliyle karşı tarafa sunma cesareti gösteriyorsunuz. Bir de asla dilimden düşürmediğim bir şey bana oldukca şifa oldu; “daha sakin olan ve daha anlayan insan, kendiyle karşılaştığında karşı tarafı daha iyi anlıyor.” Benim yolculuğum bu şekilde. Kendimle ne kadar oldukca karşılaşırsam, kendimi karşı tarafın tüm sorunlarını, tüm arızalarını daha iyi anlamış olur hale gelirken buluyorum.

Yazmak, şahıs için bir ayna görevi görüyor değil mi?
Evet, kendi kendinize bir ayna tutuyorsunuz. Karşı tarafa da bir ayna tutuyorsunuz ya da karşı taraf size bir ayna tutuyor. Müthiş bir iş birliği… Ben okurken de o şekilde hissederim. Hayatta asla tanımadığım, kim bilir asla tanıma ihtimalim olmayan biriyle bir fikirdaşlık yapmayı, bir sırrı paylaşmayı, onun ruhunun içine, ruhunun koridorlarına girmek benzer biçimde hissederim. Buna izin verdiği için yaparım doğal ki dolayısıyla şimdi de buna müsaade eden ben oluyorum, bu bana gizli saklı bir iş birliği benzer biçimde geliyor ve oldukca hoşuma gidiyor.

İnsanın yazdıkça yazası gelir. Ne olursa olsun sizde de öyledir. Üçüncü kitabı yazmaya başladınız mı?
Başlamadım fakat ne yazacağımı biliyorum. Galiba bir novella yazacağım. Buna cesaret edeceğim. Korktuğum için roman diyemiyorum, novella diye başlayacağım bir ihtimal sonrasında romana gider. Bilmiyorum fakat ana hatlarıyla öyküsü belli. Ne yazacağımı biliyorum, yalnız başına oturmadım. Yazacaklarımla flört ediyorum, o süreyi uzatıyorum ve bu duyguyu da oldukca sevdim. ‘Söz Uçar Hasar Kalır’ı ilk kitap biter bitmez yazmaya başlamıştım. Bu biteli birkaç ay oldu fakat öteki kitaba hemen hemen başlamadım ve bu aradaki flörtleşme halini de oldukca sevdim, bunu da ifade etmeliyim.

Roman yazmaktan niçin korkuyorsunuz?
İlk kitabımı yazdığımı öğrendikten sonrasında bir yazar dostum bana “Öykü kiracıdır, roman ev sahibidir” dedi. Bu aslen münakaşaya oldukca açık bir şey. Sonrasında ben ikinci öykü kitabımı yazarken ortalarda bir yerde “Acaba bu doğru olmayabilir mi?” diye düşündüm. Şu sebeple öykü yazmak aslen zor. Şu sebeple bir şeyi kısa anlatmak zor olsa gerek. Mesela; dünyadaki mühim beyazperde yönetmenleri kendilerini sınayabilmek için belli aralıklarla kısa filmler çeker. Bunu kendimi övmek ya da öyküyü kutsamak için söylemiyorum fakat bu bende bir hasar bırakmış o yüzden roman yazma fikrinden oldukca korkuyorum, boyumu aşan bir şeymiş benzer biçimde geliyor.

Bence o şekilde değil, sizin için onun da zamanı gelecektir.
Muhakkak… Zamanı gelip gelmediğini başına oturunca anlayacağım. Eğer zamanı değilse yazmayacağım esasen, bekleteceğim. Şu sebeple ne yazacağımı biliyorum, gene öykülerden devam edebilirim. Şuradan anlatayım; ben senaryo yazmaktan da oldukca korkuyordum, aklımda bir sürü hikâye vardı. Birkaç ay ilkin bir tanesini sabahın 6’sında uyanıp bir sinopsis haline getirdim. Şimdi bir senarist dostum onu senaryo haline getirecek. Yazmakla ilgili buna da oldukca heyecanlanıyorum, senaryo yazamayacağımı da düşünüyorum ondan da korkuyorum fakat galiba onu da yapacağım.

Başlangıçta bir ihtimal o şekilde bir kaygı vardır fakat işin içine girdikten sonrasında 35 senelik deneyiminizle yazarsınız diye düşünüyorum.
Evet, onun başka bir tekniği var doğal. O tekniği bilen birinden öğrenmek, bilenlere göstermek gerekiyor. Ne yaptığını görmek için ustalaşmış senarist arkadaşımla birazcık yan yana olacağım, benim hikâyemi yazdığı için de o şekilde bir şansım olacak. Fakat öğreneceğim, bunu öğrenmeyi oldukca isterim şundan dolayı yazılacak oldukca hikâye var, senaryo yazabilecek olmak beni oldukca heyecanlandırıyor, bakalım…

Senaryonuz yaşanmış bir hikâye mi yoksa kurgusal mı?
Kurgu.

Mesleğinizde 35 senelik deneyime sahipsiniz. Neler hissediyorsunuz?
Hiçbir şey bilmediğimi hissediyorum Mehmet Bey.

En mühim kazancınız nedir?
35 yıl oldukca mühim bir deneyim ve kazanç, servetler ödeseniz alamayacağınız müthiş bir kazanım. Hep söylüyorum; asla 20’li yaşlarıma dönmek istemem. Sabahları yürüyüş yaparken podcast dinliyorum, bana oldukca iyi geliyor. Buradan da ek olarak söylemek isterim, Nilay Örnek’e bizlere bu şekilde bir armağan verdiği için oldukca teşekkür ediyorum, kendisiyle tanışmadım, inşallah tanışma fırsatım olur. Bir tür okul benzer biçimde bir tür sıkıştırılmış eğitim programı benzer biçimde kim bilir asla karşı karşıya gelme ihtimali olmayan insanların ‘iyi mi olunur?’ üstüne yolculuklarını dinliyorum. Bugün dinlediğim Beliz Güçbilmez, yazarlık atölyesi üstüne söyleşmiş. Beliz o şekilde bir cümle kurmuş ki… “Tanrı’ım iyi ki 54 yaşındayım. 54 yaşlarında olmasam bu cümleyi bu lezzette anlayamazdım” dedim. Hani bu şekilde oldukca leziz bir şey yersiniz de mutlu olmuş olursunuz, ruhunuz doyar, bir dolgunluk ve mutlulukla eve dönersiniz ya. Deneyim ve ona eklenen bunca yıl bende, “ne güzel, anlayabilir hale geldim” diyebilmeme yol açıyor. Bunu büyük bir heyecanla 60’lı yaşlarımdaki o tecrübeyle de umuyorum. Acaba orada iyi mi hissedeceğim? İster kendi yaşıtınız olsun ister gençler olsun, anlamayanlara, hâlâ değişime direnenlere oldukca kızdığınız bölgeler de oluyor fakat ben kendi adıma bu yaşları ve bu tecrübeyi oldukca seviyorum.

Mesleğiniz adına edindiğiniz en mühim öğreti ne oldu?
Benim mesleğim; eğer buna niyet ediyorsanız size sizi öğreten, sizin kilitli kapılarınızı açmaya oldukca uygun bir meslek. İnsan dediğiniz kapalı bir kutu. Matruşkalar benzer biçimde… Mesela; matruşka 7 taneden oluşuyorsa, insana 1017 deyin. İnsan ruhunu ben ona benzetiyorum. Eğer siz niyetliyseniz, oyunculuk, kaç taneden oluşuyorsanız hepsinin kilidini açmaya müsaade eden bir meslek. Oldukca yürekli olmak gerekiyor doğal. Kendinize oldukca objektif, acımasız, ara sıra prizma tutacak kadar acımasız olmanız gerekiyor. Ben birazcık mesleki yolculuğumu buradan korumaya çaba eden bir oyuncuyum, kısaca ben ne kadarım? Bu yazma meselesi de onun sonucudur. Ben yazan biriydim fakat yazabildiğimi bilmiyordum daha doğrusu kurgusal bir şeyler yapabileceğimi bilmiyordum. Ben fotoğraf de yapabiliyorum, resme de yeteneğim var, bundan sonraki hayatımda kenarlara köşelere çekildikten sonrasında boyalarla oynamak benzer biçimde bir hayalim de var. Kim bilir asla bilmediğim başka bir yeteneğim daha vardır.

Devrim Yakut, 2017 yapımı 'Aile Arasında'da 'Mükerrem'i canlandırdı.

Devrim Yakut, 2017 yılında yapılmış ‘Aile Içinde’da ‘Mükerrem’i canlandırdı.

Niçin kenarlara – köşelere çekilmekten bahsediyorsunuz?
Daha çok yaş aldığımda, bir ihtimal bu kent beni iyice yorduğunda, daha azca çalışıp kendime daha oldukca zaman ayırmak benzer biçimde bir hayalim var.

Bence sizin bu hayaliniz, hayal olarak duracak. Siz sonuna kadar çalışırsınız.
Ben de o şekilde isterim elbet fakat o bir seçim. O denli yüksek bir ritmde çalışmayıp kendime süre ayırmak, daha oldukca okumak isterim. Okumak için yığdığım kitaplar var. Naturel olarak bu ritmde onlara o denli da süre ayıramıyorum. Şu sebeple benim için okumak bir yakarma, mukaddes yolculuğa, fantastik yolculuklara çıkmak benzer biçimde. Bu ritmde çalışırken oralardan noksan kalmaktan oldukca mutsuz oluyorum. Ya da boyaları keşfetmek, bir tuvalin başına geçip günlerce fotoğraf yapmak isterim. Ressam olmayacağım kesinlikle fakat kendimi görmek isterim. O da o kilitli bir başka kapıyı açma isteği. Ben kendime de hayata da oldukca meraklıyım.

Devrim Yakut, 'Ekşi Elmalar'da 'Ayda'yı canlandırdı.

Devrim Yakut, ‘Ekşi Elmalar’da ‘Ayda’yı canlandırdı.

Sizin emek verme arzunuzun birçok genç meslektaşınıza esin verdiğini biliyorum.
Veriyorsa ne mutlu. Şu sebeple ben birazcık o şekilde yaşayan biriyim. Hep özetleyen biriyim. Sözgelişi; şimdi bir hastalık geldi başıma ve uzun senelerdir içtiğim sigarayı anında bıraktım. Bununla beraber kız kardeşim de bıraktı. Bununla beraber hangi arkadaşımla konuşsam bana “Sen bıraktıysan ikimiz de bırakırız” diyor. Şu sebeple ben oldukca sevmiş olarak içiyordum. Doğal ki ben şu; “içmeyin” diyen can sıkan tiplerden olmayacağım, her insanın yolculuğu kendine. Ben bunu seneler sonrasında bir hastalık sonucu aniden kestim. Her mevzuda esin vermek suretiyle yola çıkmıyorsunuz fakat yaptığınızdan biri esin alırsa oldukca güzel yerine oturuyor ve kendinizi oldukca iyi hissediyorsunuz, kısaca ben onlardan biriyim.

Devrim Yakut, 2020 yapımı 'Baba Parası'nda 'Yakut'u canlandırdı.

Devrim Yakut, 2020 yılında yapılmış ‘Baba Parası’nda ‘Yakut’u canlandırdı.

Beyninizde atan pıhtı sebebiyle geçirdiğiniz ciddi rahatsızlıkta son durum nedir?
Eşimle oldukca enteresan bir süreç yaşadık. 6 ay ilkin eşimin beynindeki konuşma merkezinde bir pıhtı attı. Bunun sonucunda eşim konuşmayı ve yazmayı unuttu. Sonrasında yine hatırladı. Eşim tam iyileştikten sonrasında kısaca bundan tam bir ay ilkin sağ ayak parmaklarım, el parmaklarım ve yanağımda bir uyuşma oldu. Geçmeyince eşim Alper’den tecrübeli olduğum için apar topar doktora gittim. Meğer benim de beynimde oldukca tehlikeli bir yerde pıhtı atmış. Doktorumun söylediğine bakılırsa bir tayyare düşmüş ve içinden yalnız ben sağ çıkmışım. Dolayısıyla eşimle 6 ay arayla enteresan bir halde aynı şeyi yaşadık, kefeni yırttık. Ben o şekilde diyorum. Niçin olduğuna dair hiçbir bilimsel veri yok, doktorlar oldukca araştırdı; kalbim temiz, beyin damarlarım temiz, boyun damarlarım temiz. Ben bunun kendi adıma sigarayı bırakmam için bir işaret bulunduğunu düşünüyorum. Büyük bir ihtimalle yaşam şeklimizi değiştireceğiz. Aslına bakarsanız iyi yaşamaya çaba ederdik fakat daha sakin, daha sıhhatli, daha ayarlı yaşayacağız. Şimdi buradan da bazı öyküler çıkacak herhalde, bilmiyorum.

Devrim Yakut - Alper Kut

Devrim Yakut – Alper Kut

Kısmi nüzul mi geçirdiniz?
Aslen tıptaki karşılığı o fakat görünürde hiçbir şey olmadı. Ne var ki o uyuşukluk hâlâ devam ediyor. Bir aydır uyuşukluk hissim asla geçmedi, güç kaybım yok fakat kalem tutmakta birazcık güçlük çekiyorum. Doktorlar iyileşmesinin 6 ay sürebileceğini söylüyor, kontrollerimiz devam edecek. Bu durum pandemi döneminde oldukca görülen bir rahatsızlıkmış. Koranavirüse yakalananlarda sıkça görülüyormuş. Ben ve eşim geçirmedik fakat doktorlarımız geçirdiğimizi iddia ediyor.

Bazı insanoğlu koronavirüse yakalansa bile bilincinde olmuyormuş. Bir ihtimal siz de onlardan biriydiniz.
İlk günlerden beri setlerdeyim, oldukca sık kontrol olduk. Bundan dolayı kesinlikle farkına varılırdı fakat bilemiyorum. Dolayısıyla bu alçak virüs vücutlarımızda bir şeyler yapmış oldu. Ben bu şekilde durumlarda şöyleki düşünürüm; bu hastalık bana neyin uyarısı olarak geldi? Sanki bir ses omzuma tatlı tatlı dokunup “Devrimciğim sigarayı bırakman lazım” dedi.

Yaşantınızla ve düşüncelerinizle ilgili köktencilik değişimler söz mevzusu oldu mu?
Bu hastalık, sanıyorum her mühim hastalık benzer biçimde, ‘hatırlamalara’ niçin oldu. Bildiğimiz fakat unutmaya yatkın olduğumuz şeyleri… Sağlığın önemi benzer biçimde, yaşamın ne denli güzel ve yaşanılası bir yer olduğu benzer biçimde… Aldığımız her sıhhatli nefes ne kadar kıymetli aslen. Ve vücudumuz ne olağanüstü bir makina. Bu hastalık, hayatımdan sigarayı çıkardı. Benim için en büyük kazanım bu. Daha ne olsun? Bu başarım için her gün kendimi kutluyorum. Dilerim bırakmak isteyen hepimiz, zorunlu kalmadan bırakabilir…

Eşiniz şu anda iyi mi?
Evet, oldukça iyi. Oldukca azca bir şey kaldı. Bu yazın sonunda hiçbir şeyi kalmayacak. Eşim oldukca iyi bir hasta, asla depresyona girmedi, asla söylenmedi, “bu benim başıma niçin geldi?” demedi. Haftada iki gün evimize konuşma terapisti geldi, ben oldukca çaba ettim, o oldukca çaba etti. Derken geçirdik, bitti, Tanrı başka şeyler vermesin inşallah.

Kariyer anlamında bundan sonraki dönem için ne düşünüyorsunuz?
Bilmiyorum ki bizim vatanımızda kariyer planlaması düşünerek olmuyor. Hayallerimi soruyorsanız, oldukca iyi bir filmimizde oynamak isterim. Hanım karakter oldukca azca yazılıyor, oldukca zor yazılıyor. Beni zorlayacak bir bayan karakter hayal ediyorum. Yalnız hanım karakter değil, oldukca iyi bir senaryonun içindeki bir bayan karakter. Yanlış anlaşılmasın.

Karakterin sizi niçin ille de oldukca zorlamasını istiyorsunuz?
Şu sebeple bu saate kadar asla o şekilde bir şeyle karşılaşmadım. Bu saate kadar oynadığım tüm karakterleri toplasanız aslen karakter oynadığım bile söylenemez.

Niçin bu şekilde düşünüyorsunuz. Rol aldığınız filmlerde etkisi altına alan performanslar sergilediniz. 
Evet, bunu ben şöyleki tanım ediyorum; yazılışları itibariyle, taşıdıkları nota itibariyle oynadığım karakterleri hep sırtlanmak zorunda kaldım. Ben genel olarak karakterleri sırtlayan oyunculardan biri oldum. Mümkünse artık ben rolün sırtına binmek isterim. Bu dünyadan göçüp gitmeden, her şeyiyle hazırlanmış, dört başı mamur, bana “bu da niye bu şekilde ki ya da niçin bu şekilde söylüyor ki” dedirtmeyecek kalibrede bir görevi yorumlamak isterim. Dolayısıyla o şekilde bir sıkıntılı katmanlı olsun, derinliği olsun. Ruhsal derinlikleri olsun, birilerinin kapısına gideyim ve o rolün psikolojisini sorayım isterim. Bizde her şey bu şekilde kara seviye ve oldukca süratli oluyor. Bir film teklifi vardığında sete çıkılmasına iki hafta kalmış oluyor. Siz bırakın karakteri, saçı bile doğru muntazam oturtamıyorsunuz. Sözgelişi bir sürü filmimde benim peruğum yamuktur, kısa saç kullanan bir oyuncu olduğum için genel anlamda peruk kullanıyorum fakat onların provasını meydana getirecek vaktimiz bile olmuyor. Bu durum, sistemin genel problemi. O şekilde bir hayalim var, uzun uzun çalıştığımız, uzun uzun konuştuğumuz, uzun uzun içselleştirdiğim bir karakteri oynamayı hakkaten oldukca isterim.

Projeler niçin erken gelemiyor?
Gelemez şundan dolayı bu kültürel kodumuzda yok. İnşaatı da o şekilde yapıyoruz, altyapımız da o şekilde kentleşmemiz de o şekilde. Sözgelişi; iki ortak olarak şirket kuracaklar danışmanlık almayı asla düşünmüyorlar. Bir şirketi kurma aşamasından şirketi dağıtma aşamasına kadar ustalaşmış danışmanlık veren firmalar var ve bundan kimse haberdar değil. Kimse ustalaşmış yardım almak istemiyor dolayısıyla her şey plansız oluyor. Maalesef hepimiz her şeyi oldukca iyi biliyor. Dolayısıyla bu genlerimize işleyen kültürel bir koda dönüşmüş, “yaparız, hallederiz kervan yolunda” diyoruz. İnşaatlarımız da o şekilde altyapımız da o şekilde, ilkin inşaatı bitirip sonrasında altyapısını yapmak suretiyle asfaltını yeni döktüğümüz yolu yine kazıyoruz ve yine o asfalta yama yapıyoruz. Ne kadar doğru bilmiyorum fakat Almanlar “Türklere asfaltı biz öğrettik fakat yamayı onlardan öğrendik” diyorlarmış. Bence bu bizi oldukca iyi özetleyen bir söz. Ya da “1453’te İstanbul’u aldınız fakat bir türlü yerleşemediniz” sözü de bizi oldukca güzel konu alıyor. Bir ülkeyi oldukca güzel tanım ediyor, iyi mi kentleştiği, bir kentin planı, o kentte yaşama kültürünün iyi mi oluştuğu, iyi mi bir arada olabiliriz halleri, bunların hepsi bizde oldukca değişken. Göçerlikten yerleşik düzene oldukca geçemediğimiz kanaatindeyim. Bunun da bizlere kazandırdığı oldukca güzel melekeler var fakat bu tür planlanması ihtiyaç duyulan işlerde plansızlık mesela mimari, kentleşme ve bir film çekmeye kadar gelebiliyor, “biz hallederiz ya” aşamasına geliyoruz. Yapmadık mı? Yaptık, onun da tatlı tarafları var mı? Var fakat film çekmek bana planlama anlamında bir mühendislik, bir mimarlık bilgisi gerektiriyor benzer biçimde geliyor. Şu sebeple sonsuza kadar duracak, o bir kere oluyor. Bu kadar aceleye gelmesinin nedenlerini de biliyoruz doğal o sırada yapımcı kiminle çalışacağını bilmiyor, ülkede devamlı ekonomik dengeler değişiyor, önden yatırım yapsa ülkede her şey borsa benzer biçimde fikirler, siyaset, siyasal arena her şey değişiyor naturel olarak da kimse uzun vadeli yatırım yapamıyor.




Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.